20 Kasım 2009 Cuma

Body Shop Kandilim


Şu güzelliğe bakar misiniz! Birçok kişinin aksine evde kokudan rahatsiz olmam ben. Canim annem Body Shop kandillere pek düşkündü, evlenince ben de bu geleneği sürdürdüm. Sevgili koca, evde tütsü yaktirmadiği ve oda kokusu sıktırmadiği için ben de bu yolu seçtim :) Bu kandil hem çok şık duruyor hem de içerisinde aromatik yağlar su ile kariştirilip yakiliyor. Bu sayede İkea'dan bir hevesle aldiğim ve 2 yildir bekleyen koca bir paket küçük çilekli mumlarimi da tüketmiş oluyorum :)


 Body Shop'ta güzel bir indirim yakaladiğiniz anda bu ev kokusu yağlari çok ucuza geliyor, ben indirimleri takip edip %50 indirimde toptan almiştim. Caniniz hangi kokuyu isterse, kandilimize su koyuyoruz içine de birkaç damla yağ damlattik mi ohhh... Bizim ev şu siralar White Musk kokuyor :)))


14 Kasım 2009 Cumartesi

Lush Alisveris


Biz annemle sadece Bağdat Caddesi Lush'tan alişveriş yapiyoruz. Çok sadiğizdir kozmetik konusunda, bir kere seversek birakamayiz. Başka Lush mağazasina girmek aklimiza bile gelmiyor.. Geçenlerde de bir telefon geldi, sizi özledik, gelin yeni sezonumuza bakin, mağazada hediyeleriniz sizi bekliyor diye :D Atladik hemen!

Snow fairyler her yeri doldurmuş, yilbaşina özel ürünler yine çok güzel.. Ben hala önceden aldiğim Snow Fairy duş jelimi kullandiğim için yenisini almadim henüz. Son yedeğimdeyim :) Nasil korktuysam 1 sene yok diye, düşünün :)) Yeni ürünler de gelmiş.. Balli sabunun kati parfümünü yapmişlar, ohh misss... Fazla çildirmamak için birbirimize söz vermiştik, bir yere kadar tuttuk sözümüzü :)

Ben sadece evde bitmekte olan ve kocamin çok sevdiği balli sabundan aldim, yani Honey i washed the kids, adini yazmak uzun geliyor da :D Bir de yeni bir sabun gelmiş, antep fistikli ve İsparta gülsuyu özlü. Gördüğünüz gibi içi fistik dolu!!! Ben çok beğendim, kokusu da güzel..

Aşağidakiler de hediyelerim :) Tarçinli sabun ( selülitlere sürmek iyi gelirmiş), kalp şeklinde masaj sabunu ve 3 tane sample ürün. Biri Snow Fairy duş jeli biri vanilyali losyon biri de vanilya kokulu pudra.. Sadik müşteri olmayi seviyorum :D

Siz de bir göz atin derim Lush'a.. Hele bu yilbaşi zamanlarini çok seviyorum!

13 Kasım 2009 Cuma

Haftanin Hosluklari

* Dizimax canlandi! Yeni sezonlar başladi, soğuk havada akşam yemeği sonrasi kanapede dizi izlemek gibisi yok..

* Yilin en sevdiğim zamani geldi bile :)) Yaşasin yeni yil hazirliklari! Yaşasin yeni yil indirimleri, kofreleri :))) Kendine gel Caramel!

*Starbucks'ta Toffee Nut zamani :) İçebildiğim kadar içmeliyim, yilda 1 kere olmasi ne kötü :(

* Yeni koşu bandim, oleyyyy! Küçücük evimizin mutfağinda ( çünkü ancak oraya siğdi!) artik Voit Walker M koşu bandimiz var.. Koşu bandinin yaninda masaj kemerimiz varrr, dumbilimiz varr, twisterimiz bile varrr :) Hatta küçük odada twist&shape, pilates topu, pilates lastiği, bir sürü egzersiz dvdsi ve mekik çekme aletimiz bile var! Yuhunuz sanirim :) Aman tanrim, ev tam teşkilatli spor salonu olmuş! Bundan sonra da spor yapma, sevgili kocan seni doğrasin Caramel :/

*Gördüğünüz üzere, fit kadinlarin yaninda spor salonuna gitmeyi sevmeyen benim gibi kadinlar için bizim evde üyelik alabilirim haha :) Rakamda anlaşiriz, ev bitki çayi dolu, keyif ve dedikodu da cabasi!

* Ya benzin ne kadar pahali :( İnsan kendi cebinden verince böyle oluyormuş meğer ühü!

* Bir sürü ürün bitirdim, keyfime diyecek yok..

* Cilt bakim serim bitmek üzere, Dermalogica'ya merak sardim. Küçük boylarini deneyip kararimi vericem.

* Şu ara cildime çok özen gösteriyorum çünkü soğuk hava beni fena vurdu. Suratim pul pul döküldü resmen, ama toparladim. Şöyle iyi bir marka nem maskesi önersenize bana...

*Ayin parfümü olarak Missoni Acqua. Tüm ay bunu sürdüm, bayiliyorum. Ve evet tabii ki yedeği var :) Adim yedekçi Caramel'e çikacak bu gidişle!

* New Moon geliyor!

*1.5 aydir Loreal Voluminous Blackest Black kullaniyorum. Çok memnunum.

*Kiş geldi, benim dudak eziyetim başladi. Elimde sürekli lipstick. Lip balm ordusu var evde..

* Sarelle findik ezmesi diyorum.. Kocam kendine aldi diyorum.. Dayanamadim, yaptim bir eşeklik diyorum.. Kocacim eve almayalim lütfen diyorum...

12 Kasım 2009 Perşembe

Sephora by OPİ - Metro Chic


Buyrun size NY ganimetlerinden biri! Bu ojeyi ne zamandir bloglar ve youtube sayesinde görüp istemekteydim. Oraya gidince ilk yaptiğim şey bir Sephora bulup oje standina kök salmak oldu :)

Tirnaklarim için özür dilerim, foto çekmeden bir önceki gün bordo sürmüştüm, tam çikmadi meret. Siz rengi görün yeter :))

Ben bayildim bu renge! Türkiye'ye döndüğümden beri de sürekli bunu sürüyorum. Bu seriden 3 oje daha aldim. Sürünce eklerim onlari da..

Ah unutmadan, 3 kat var burada! 2 katta anca kendini topluyor oje, 3 kat süper.. Kurumasi güzel, o yüzden 3 katla uğraşabiliyorum.. Komik yani, oje çikmaya başlayinca soyulmuyor bende.. Rengi açiliyor :)) Diyelim 2 gün geçti , 3 kat değil de 2 kat sürmüş gibi duruyorum. Değişik geldi bana :)

Not: Yorumlar gelmeye başladi, tabi daha da bilgi verelim :) Bu renk gri-mor gibi.. Bir de Türkiye'ye gelmedi henüz bu seri diye biliyorum...

7 Kasım 2009 Cumartesi

New York Anıları 3

                                                                       Central Park

Geçen yazimdaki yorumlarinizdan anlaşiliyor ki alişverişleri merak etmeye başlamişsiniz artik :) Tabii ki hepsini bir anda koyamam buraya çünkü aylik bir foto yükleme limitim var, zaten bolca NY fotosu koyarak hakkimi dolduruyorum. Böyle giderse ileride hiç kozmetik fotosu göremeyeceksiniz :)) Tüm alişverişlerimi bir anda size göstermek yerine denedikçe ve kararimi verdikçe size söyleme niyetindeyim...

                                                                          Central Park

New York'taki ilk hafta sonuma yine yağmurla başladik, ama alişveriş herşeyi unutturdu :) Tüm gün kuzenimle Soho, Tribeca ve Broadway'de dolandik durduk... Bu arada NY'daki en sevdiğim yerler burasiydi... Forever21'den H&M'e, Best Buy adindaki Teknosa tadindaki mağazadan binbir türlü ucuz ayakkabi cennetlerinde kendimden geçmiş olabilirim :) Hatta söylemem gerek ki sevgili kocam ve annemler benim henüz evden çikip çikmadiğimi bankalardan gelen kredi karti çekim onaylama sorgularindan anliyorlardi :)))

Mağazalardan kisaca bahsedersek... Bu sezon H&M'e bayildim!! Hirkalar, taytlar, ceketler, tunikler... H&M'i buraya getirmeyen zihniyeti kiniyorum :) Bana sakin Terkos Pasajinda bulursun, aman zaten neredeyse var demeyin, kendinizi de kandirmayin, inanin buradakiler hiçbir şey :D Herşeyde gözüm kaldi desem! Üstelik bavul H&M ile doldu :D

H&M'in tersine, büyük umutlarla gittiğim Forever21 ise beni hüsrana uğratti! İnternet üzerinden gördüklerim nerede, kocaman bir mağazanin içerisinde koca koca giysi yiğinlari nerede? Bir kere kumaşlar ucuz, kalitesiz.. İncik boncuk ve ucuza tayt aldim sadece bu markadan.. Bence çok basitti, çok.. Hayal kirikliği..


Bu foto en sevdiklerimden..

Cumartesi gecesi Lower East Side'da bir bara gidip dağitalim dedik, fakat o kadar yorgundum ki.. Aklimda kalan en güzel şey biraz sevmediğim halde içtiğim blueberryli biraya bayildim! Neden burada yok ki...

Pazar sabahi ise öyle güzel bir hava vardi ki anlatamam! Brunch için kuzenim ve ev arkadaşi ile West Village'da tatli bir cafede yerimiz hazirdi. Oradan da birçok sokaği kaplayan kocaman bir bit pazari gezisi :)

Tabii güzel hava varken durulur mu? Attik kendimizi benim çok merak ettiğim Central Park'a! Yukarida çimlere serilen milletin halini gördünüz :) Kilimini, yemeğini, kitabini alan burada... 

Central Park'a ne kadar aşik olduğumu nasil anlatabilirim size...

Central Park'tan sonra Colombus Circle ve 57. Cadde'de gezindik. Günün sonunda ise NY'ta okuyan, en yakin lise arkaşim Mervecimle buluştum. 2 gün kaldiğim evinde ilk gece True Blood sezon finali ve Ncis sezon başlangici, 2. gece ise Gossip Girl sezon başlangici partisi yaptik :)) 


LOVE fotosu çekmesem olmazdi :)


 Bryant Park'tan Chrysler Building görünüşü

Fotoğraflari karişik koydum, başka başka günlere ait.. Her günü ayri ayri anlatmaya kalksam olmayacak, bu NY teranesi bitmeyecek :) Bir yazi daha yazarim, ondan sonra tamam..


Times Square
42. Caddedeki Times Square, öyle büyük, öyle kalabalik ve öyle haşmetli ki... İnsani çok yoruyor.


Union Square

U. Square ise kendimi daha rahat hissettiğim, New York Universitesi'ne yakin olduğundan daha çok gençlerin olduğu bir meydan. Ben gerçekten çok sevdim burayi ve kalabaliğin içinde kaybolmak istediğim zamanlarda bu meydanda aldim soluğu :)

5 Kasım 2009 Perşembe

New York Anilari 2


Brooklyn Köprüsü

Blog işini iyice serdim biliyorum ama daha önce yaşamadiğim bir yazi kitlenmesi yaşiyorum bugünlerde :) Günlerdir kafamda neredeyse 30 tane yazi hazir, ama ne zaman ekran karşisina geçiyorum, kelimeler dökülmüyor parmaklarimdan :( Artik kendimi zorlamam gerek diye düşünüyorum... İnşallah eski halime dönerim...

Önceki yazimda NY'a geldiğim gecede kalmiştim. Sabah olsun da başlasin artik macera :)

İlk sabahim yağmurla başladi New York'ta. Gece geç yatmama rağmen sanirim jetlagin etkisiyle çok zinde kalktim. Geceden kuzenim ve ev arkadaşi Türkiye'den getirdiğim haritalarin üzerinde o gün gezmemi istedikleri yerleri ve izlemem gereken yollari işaretlemişlerdi. İlk gün Downtown günü :)

Şehrin plani ilk olarak çok garibime gitti, dikey ve yatay kesişmelerden oluşan bir şehir :) Çözdükten sonra öyle kolay ve zevkli ki... Tipki ilk önce metro sisteminin feci karişik gelmesi ve 3 gün metroya binmeyi reddetmem gibiydi :) İlk an insan panikliyor tabii, tek başina dolaşacağim!

Şuna inaniyorum ki bu şehirde kaybolmaniz çok zor!! Gerçekten yahu... Gideceğiniz yönü mü şaşirdiniz? Hemen bir sokak başina gidin, sokaği kesen avenue'yü ve sokak ismini haritanizda bulun ve voilaaa işte doğru yoldasiniz :) Hiç utanmadim, kafamin kariştiği her an bir köşede durup açtim haritami :)

İlk gün Downtown gezisi için kuzenimle beraber evden çiktik sabahin köründe. O işe gidecekti, ben de tek başima şehri keşfedecektim ilerleyen her gün olacaği gibi :) Hemen köşe başindan içine sade krem peynir sürülmüş, üzümlü ve tarçinli bagel ve sütlü şekerli kahvemizi aldik :) Benim favorim bu menü oldu, hep bunu yedim :D

Ben çok beğendim bu bagel işini... Simit gibi ama susamsiz, açma gibi ama daha yağsiz ve daha sert... Her çeşidi var, tatli tuzlu, içine sürdürebileceğiniz bir sürü krem peynir çeşidi var...

Hemen metroya indik, şansima kuzenimin evinin hemen yakinindaydi metro istasyonu ve neredeyse bana gerekli olan tüm trenler geçiyordu buradan :) West 4 Street istasyonuna hoşgeldiniz :) Bana 2 haftalik sinirsiz metrocard aldik ve ben ilk günü yürüyerek geçirmek istediğim için sokaklara geri döndüm.

Bir yandan haritaya bakmaya çalişiyorum bir yandan kahvem ve şemsiyemi tutmaya çalişiyorum. Zaten bir korku havasi hakim ruhuma :) Kizim senin ne işin var, bak tek başina kaldin sokaklarda, korkma Caramel, alişicaksin, sen dur bi sigara yak iyisi mi, bi kafani topla...


City Hall
Tam ben sigarami yaktim, şemsiyemin altindan haritaya bakiyorum bir adam yanaşmaz mi yanima! Offf olacak iş mi bu! Adam yanima yanaşti dibime kadar, Pardon dedi bana bir sigara verir misiniz? Haydaaa nerden çiktin be adam! Zaten korku sarmiş ruhumu, ne cevap vereceğimi şaşirdim bu ani gelen soruya.. Ne bileyim ben bu amerikalilarin bu kadar otlakçi oldugunu :D

Nazik ama sert bir sesle lütfen gidin beni rahat birakin dedim, hiç ikiletmedi uzaklaşti! Şaşirdim kaldim, ama daha sonra her gün bu gibi insanlarla hep karşilaştim, sen sigara yakinca yanaşiyorlar, nazikçe isteyip sonra ikiliyolar :) Bu yüzden dikkat edin, çantanizdan tüm paketi çikartmayin sigara falan yakacağiniz zaman!!! Tek dal çikartin yakin, isterlerse de ben de tek sigarami içiyorum deyin.. Bunlari uzun uzun anlatiyorum, ben şaşirdim siz şaşirmayin :) Yazilarimdan bikaç tane şey işinize yararsa birgün, beni anarsiniz kalbimin kaldiği şehirde :)

Tüm gün yürüdüm o yağmurun altinda deliler gibi, hiç dinmedi!


City Hall Park

İlk günkü duraklarim: Soho, Tribeca, Broadway, Brooklyn köprüsü, City Hall park, Ground Zero, Trinity Kilisesi, Wall Street, Canal Street, West Village, Century 21 ve Carrie'nin evi :D

Aklimda bunlar kalmiş... Century 21 birçok markayi ucuz bulabileceğiniz toptanci gibi bir mağaza.. Ne kadar büyük anlatamam, 2 saatte zor çiktim :) Çiktiğimda elim kolum poşet doluydu ve ayaklarimda yeni bir çift yağmur botu vardi :D


Wall Street

En çok garibime gidenlerden biri yağmur çamur demeden milletin spor yapmaya devam etmesiydi! Yağmurluk bile giymeden atlamişlar çiplak çiplak sokağa, koşuyorlar Brooklyn köprüsünde... Bir de iş kadinlari bile yaz yağmurunda parmak arasi terlik giyiyordu. Burada olsa deli mi nedir deriz, ama 2. günden sonra ben de flip flop geçirdim ayağima :)


 Wall Street

Akşam olup da eve vardiğimda yorgunluktan ölüyordum ama kendime güvenim gelmişti nihayet :)

YSL Rouge Volupte ve Rouge Pur Rujlar


Bugünlerde bloglarda yerel bir kozmetik markasinin fotolari dolaşirken, size bir güzellik yapayim istedim :) Gözünüz gönlünüz açilsin, şu küçük şik kutucuklara saygiyla bakin :))

Ben Yves Saint Laurent markasina çocukluktan beri özeniyordum, birkaç ürününü denemesem olmazdi :) Yabanci bloglarda arama yaptiğinizda genelde 148 nolu Tea Rose adli ruj çikacaktir karşiniza... Günlük ve hoş bir seçim... Yaninda da 07 nolu Lingerie Pink Rouge Volupte...


Rujlarin en tatli özelliklerinden biri aynalari! Özellikle çektim bu 2 fotoyu, rujunuzu sürerken ayna aramayacaksiniz, ne kadar net gösterdiğine bir bakin!


Bu rujlarin diğer bir özelliği pigmentasyonlarinin çok yüksek olmasi, gerçekten yoğun bir renk elde ediyorsunuz... Bir de nemlendirmesi çok güzel, dudaklarinizda kayiyor ruj... Kaliciliği dudaktan dudağa değişir elbet, tazeleyin canim siz de :)


Gelelim 11 numarali Rose Culte Rouge Volupte'ye... Şu rengin güzelliğine bakar misiniz :)


Bu ruju yukaridaki renkler kadar rahat kullanabilir misiniz bilmiyorum ama tüm dikkatleri size çekeceği kesin! :)) Aşağidaki dudaktaki hali.. Ve bilmelisiniz ki bu hafif uygulanmiş hali!! Yoğun uygulamayi varin siz düşünün :))


29 Ekim 2009 Perşembe

New York Anıları 1

Öncelikle milletimizin "29 Ekim Cumhuriyet Bayramı"nı kutlarım... Lütfen Atatürk'ümüzün bize armağan ettiği bu güzel vatani, o nadide insani hiç unutmayarak daha çok düşünelim, koruyalim kollayalim... Lütfen... 

***********************************************
Çok geç oldu ama nihayet ballandira ballandira anlatabileceğim :) Umarim okurken sıkılmazsınız, biliyorum uzun olacak yazilar ama herşeyi anlatmak istiyorummm :)

Bu arada söylemem gerek, yazilarimda fazlaca i harfi göreceksiniz, bunun sebebi laptop klavyesindeki ı harfinin mefta olmasidir. Kusuruma bakmayin lütfen, sadece Türkçe'deki lastik kelimeler için I harfini zorluyorum :)


İnsan New York'u anlatmaya nereden başlar :) Anlatacak o kadar çok şey var ki...

Efenim 10 Eylül'de Fransa'dan New York'a aktarma yapmak üzere tek başina Air France uçağima bindim. Fransa'ya kadar olan yolculuğum ortalama bir uçuştu, yedim içtim, Fransa'da 1 sene okumak üzere giden yan komşu kizlarla sohbet ettim... Aktarmamin arasinda 1 saat olduğu için çok korkuyordum çünkü Türkiye'den rötar yapsaydi, diğer uçaği kesin kaçiracaktim. Fakat kaptan pilotumuz, kahramanimiz beni o sefil duruma sokmadi neyse ki :) Uçaği kaçiririm, bavullar benden önce gider, bulamam korkusuyla kabin valiziyle gittim New York'a ben!

Fransa'da indiğimde ise ummadiğim kadar programli bir karşilama beni bekliyordu. Özel bir görevli tahsis edilmiş, bizi aldi, arabayla diğer uçağa yetiştirdi... Beklediğim hiçbir problemle karşilaşmadim! Fransa uçağimin tersine, NY uçağim bir içim su! Koltuk arkasi tv beni benden aldi zaten :) 2 vizyon filmi, 1 CSİ dizi, güzel yemekler, biraz müzik derken bir baktim okyanusu geçmişim :) Tabii ki bu kadar kolay olmadi, bu okyanus geçme hikayesi gerçekten insan bünyesi üzerinde çok değişik etkiler birakiyor. Fakat tv sayesinde en azindan vakit daha hizli geçti.

Uçakta elimize bir belge tutuşturdular, yaninizda neler bulunuyor gibilerinden.. Belgeyi özenli özenli doldurdum, zaten sorunuz olduğunda hostesler çok yardimci oluyor.

Ayrica hostes demişken bahsetmem gereken bir komedi var. Öncelikle ben fransizca ve ingilizce biliyorum. Fransiz havayoluyla gittiğimiz için hostesler kişilerin hangi dilleri bilip bilmediğini kestiremiyor ve ortaya çok komik cümleler çikiyor. Örneğin su almak ister misiniz derken hostesler fransizca başlayip cümleyi ingilizce bitiriyor, ben sorulan fransizca soruya ingilizce cevap veriyorum ya da ingilizce sorulan soruya fransizca... Bolca yabanci dil çarpişti anlayacağiniz :)) O kadar uzun saatlerce bu dil karmaşasini yaşadiktan sonra Amerika'da kafami nasil toparladim bilemezsiniz, çok zor oldu yahu... İlk indiğim zaman çerçevesinde ingilizcemin içinde fransizca kelimeler uçuyordu, siz tahmin edin!

Ve en sonunda NY'a inişimiz gerçekleşti... Pasaport kontrolü siram azicik uzundu ama havaalaninin kapisina çiktiğim an herşeye değdi :) Hemen bir sari taksiyle kuzenimin evine gittim. Fakat JFK havaalanindan kalacağim eve giderken nasil kötü yerlerden geçtik, nasil korktum... İçimden diyorum ki şimdi yer yurt bilmiyorum, bu adam beni nerelere götürecek, ah Caramel izlediğin bütün kriminal diziler gerçek olacak, nasil ücra yerler burasi, hep hayal ettiğim NY bu mudur???

Neyse ki şehir içine vardiğimizda korkum geçti ve New York'un en güzel yerlerinden biri olan West Village'daki evimize geldim. New York, ilk gecemde beni yağmuruyla karşiladi :))

Arkasi yarin :D

20 Ekim 2009 Salı

Haftanin Hosluklari



Ünlü Magnolia Bakery'den Red Velvet Cupcake :) İçiniz açılsın!

Son 1 ayı gözden geçirelim...

*Dayım hastaneden çıktı çok şükür, şimdi evde fizik tedavi görüyor. Beyindeki kanama kendiliğinden dağılacakmış doktorların dediğine göre...

*Babam ileri derecede yemek borusu reflüsünden dolayı sorunlar yaşamıştı, şimdi kendine daha dikkat ediyor, ama hala ameliyat olması gerekiyor.

*New York dönüşü evde beni bekleyen bir sürü iş vardı. Çamaşır, bulaşık, kışlıklar, temizlik derken çok uğraştım çok...

*New York yazıları gelecek merak etmeyin hem de bol bol fotolu! Hayatımın en güzel günlerini geçirdim orada, yazmadan olur mu...

* Küçük balkonumuzda kendime çok güzel bir ayakkabı köşesi yaptım. İkea Billy kitaplık sağolsun!

*Şu aralar Al Pacino aşkım depreşti, teker teker izliyorum eski filmlerini.

*Tüm haftayı Kesha-Tik Tok dinleyerek geçirdim.

*Peki reklamlarda duyup da canımın Nikah Masası adlı şarkıyı dinlemek istemesi normal birşey midir??? Üstelik hayatımda hiç tam olarak dinlememiştim bile! Canım çekti :S

*Gossip Girl, House MD, Grey's Anatomy ve diğer diziler sezona süper başlangıç yaptılar! Heyecanla bekliyorum her yeni bölümü...

*Neden neden neden H&M burada da yok? Neden neden nedennn :( Bir de Victoria's Secret! Bir de Urban Decay! Bir de OPI! Bu böyle sürüp gidecek :))))

*Bu arada Marjo ile dün gece yarısı bir karar aldık! 2010 ocak ayına kadar kesinlikle kozmetik ürünü almayıp, eldekileri kullanacağız! Ben daha önce başarmıştım :) Yine yapabilirim!

*Bu kararın üzerine de bir diyet kararı yakışır değil mi :) Caramel New York'ta ne bulduysa denedi evet! Yukarıdaki eşsiz güzellik de dahil! Şimdi egzersiz zamanı!

*Ben daha yeni keşfettim ama iyi ki de keşfettim! Bayılıyorum Arapça'ya... Alın size Mustafa Ceceli'nin Limon Çiçekleri şarkısının gerçek versiyonu...Marwan Khoury Ya Rab adli sarkisi...

17 Eylül 2009 Perşembe

Rimel Fırçası Temizleme Hakkında

Ağustos başında yayınladığım Makyaj Sırları yazısına rimel fırçası temizleme ile ilgili birçok yorum gelmişti, araya koleksiyonlar ve hastalıklar girdi ne yazık ki... Kısmet bugüneymiş...

Rimel fırçası hem hijyen bakımından hem de makyajda istenilen sonucu vermek bakımından gerekli kuraldır. Mağazalarda hepimiz rimel denerken, herkesin denediği fırçalara el atabiliyoruz. Deneme yaparken mağazalarda bulunan tek kullanımlık fırçaların tercih edilmesi özellikle gerekir.

Tek kullanımlık rimel fırçaları maskara fırçasıyla aynı olmayacaktır kimi zaman... Bugünlerde bu profesyonel hizmeti G. Armani, Mac gibi birçok makyaj markası sunuyor.

Kişisel maskara kullanımına gelince, hem hijyen hem de maskaraların kurumaması ve istenilen kirpiklere sahip olmak için çok sıklıkla olmasa da ayda 1 kere temizlenmesi faydalıdır. Unutmamalıyız ki bir maskaranın ömrü 6 aydır... Peki bu temizlik nasıl olacak? Bir bardağın içine, 1/2 çay bardağı miktarında ılık su, azcık yüz temizleme jeli ve birkaç damla göz makyajı temizleme jeli koyulacak. Fırça birkaç dakika bu karışımın içinde bekletip duru sudan geçirilecek...

Eğer benim bunu yapacak vaktim yok diyorsanız, maskara fırçasını ılık sudan geçirerek kalıntıların akmasını sağlayabilirsiniz en azından... Çünkü maskaranın her kullanımında üzerinde biriken ve yapışan çok şey oluyor; kirpikler dökülüp yapışıyor, far tozları ve kendi tortusu kuruyor. Fırça kendi istenilen özelliğini yitiriyor ve maskara çabuk kuruyor diyenler içinse maskara sürerken ağzının çok açık kalmaması ve içine tampon yapılmaması gerektiğini söyleyebiliriz.

Fırçanın birkaç defa maskara tüpüne sokulup çıkarılması çok hava almasına ve kurumasına neden olur. Bunun yerine fırçayı tek seferde içinde çevirerek çıkarmalıyız.

*Bir başka öneri de rujlarla ilgili... Kullandığımız rujların şeklini kaybetmesi ve pislenmesi durumunda, rujları tüm yüzeyini ve kabını ıslak bir mendille hafif hareketlerle temizleyebiliriz. Ardından rujun ucunu aşağıdan yukarıya doğru çok ince bir tabaka keserek şekil verebiliriz. Fakat dikkat edilmesi gereken sadece bu iş için kullanılan küçük bir falçata tarzı bir alet kullanmamız...

Aslı Demirel

Caramel'den not: Bu yazı özellikle benim için çok faydalı oldu çünkü rimellerime hiç özen göstermediğimi farkettim! Hem hiçbir zaman temizlemediğimden hem de tüpün içine tampon yapmaktan sınıfta kaldığımı itiraf ediyorum :)) Demek bu yüzden 1 aydan sonra istediğim verimi alamıyordum rimellerimden... Bundan böyle sevgili Aslıcığımın önerilerine harfi harfine uyacağım!

13 Eylül 2009 Pazar

ABD Vizesi Mülakat

Evraklarınızı tamamladınız, beklediğiniz gün geldi!

Mülakat saatinizden yarım saat önce orada olun. Konsolosluk karşısında bir iki tane cafe var, ayrıca kırtasiye mevcut. Formlarınızda bir problem olursa kırtasiye yardımcı oluyor bildiğim kadarıyla...

Yanınızda mümkün olduğunca az şey getirirseniz, güvenliklerden geçmeniz çok kolaylaşıyor. Ben cep telefonu götürmedim, güvenlikte ilk sordukları şey bu! Kapıda bir görevli var, mülakat saatinizi ve adınızı soruyor, adınızın üzerini çiziyor siz de içeri giriyorsunuz. Yol gösteren levhalar var, ayrıca görevliler yardımcı oluyor zaten. Üst kata geçiyorsunuz, görevli sizden pasaportunuzu ve zorunlu evraklarınızı soruyor, sıra numaranızı veriyor. Bu sıra numarası ile 3 kere çağırılacaksınız!

Sıra numaranız yandığında bankoya gidiyorsunuz ve evraklarınız kontrol ediliyor. İngilizce konuşup konuşamayacağınızı soruyor, tekrar beklemeye başlıyorsunuz. İkinci defa numaranız yandığında diğer bir bankoya gidip parmak izi veriyorsunuz. Yabancı bayan çok yardımcı oluyor, İngilizce bilmiyorsanız Türkçe konuşuyor. Bu işlem için parmaklarınızda kesik olmasın! Ben evde yemek yaparken bile dikkat ettim valla, ne olur ne olmaz...

Tekrar beklemeye başlıyorsunuz. Ön sıraya oturursanız diğer insanların mülakatlarını duyabilirsiniz, sizin için tecrübe olur... Numaranız 3. kere yandığında geldik birebir mülakata. Şehir efsanesi gibi mübarek :)

Öncelikle sakin olun! İngilizce konuşabiliyorsanız artı puan, konuşamıyorsanız görevli anlaşılır bir Türkçeyle konuşuyor, eksi puan almıyorsunuz tabii ki meraklanmayın. Görevliye yalan söylemeyin, soruları kıvırmayın! Genel cevaplar vermeyin! Mesela benden önceki kıza dayısının ABD'de nerede yaşadığını sordu görevli, kız ise Ohio'da deyince, Ohio büyük bir yer, Ohio'da nerede sorusu geldi. Kız kıh mıh etti, görevli de gideceğin yeri merak etmez mi insan, bir öğrenseydin falan dedi.

Mülakatta sorulacak sorular birbirine bağlantılı sorular. Sakin olun. ABD'ye neden gidiyorsunuz? sorusu ilk soru. Sonra gidiş nedeninize göre sorular soruyorlar. Maddi durumunuz önemli. ABD'den kesin döneceğinize inanmaları gerekiyor. Saygı çerçevesi içinde sıcakkanlı ve rahat olmaya çalışın.

Kimi insanlar görevliyi tam tatmin edici bilgiler vermiyor, soru üstüne soru geliyor tabii... Ben kendi mülakatımı örnek vereyim... İngilizce konuştum ve gülümsemeye özen gösterdim.

Görevli: Neden ABD'ye gidiyorsunuz?
Ben: Kuzenim orada yaşıyor, ziyaret edeceğim, ayrıca gezmek ve alışveriş yapmak istiyorum.
G: Kuzeniniz nerede yaşıyor?
B: New York, Manhattan, W....
G: Daha önce Amerika veya Avrupa'da herhangi bir yere gittiniz mi?
B: Sadece Prag'a gittim.
G: Çalışıyor musunuz, nerede?
B: Annem ve babamla kendi şirketimizde çalışıyorum.
G: Ne üzerine?
B: Satış pazarlama.
G: Tamam, vizenizi onaylıyorum, UPS masasına gidin lütfen.
B: :))))))))

Bu kadar! Kelimesi kelimesine benim görüşmem bu kadardı, 2 dakika bile sürmedi. O kadar finansal belge hazırlamıştım, hiçbirine bile bakmadı. Sanırım aile ve babamın patronum olması faktörü baya işe yaradı :)

Ne diyorduk? Vizeniz onaylanırsa, görevlinin size verdiği kağıdı hemen arkadaki UPS masasına götürüyorsunuz. Adresiniz telefonunuz alınıyor, ücreti ödüyorsunuz. Pasaportunuz 2-3 gün içerisinde vizeniz basılmış halde evinize geliveriyor :) Üstelik mail adresinize, kargonuz yarın teslim edilecek, bilginize diye mail de alıyorsunuz.

Vizeniz yeterli kriterlere uymadığınız gerekçesiyle reddedilirse elinize bir yazı verip gönderiyorlar. Reddedilen kişiler durumlarını düzeltip tekrar başvurduklarında bu sefer vizeyi alabiliyorlarmış... Aklınızda olsun reddedilirseniz vize ücreti geri verilmiyor...

Umarım yardımcı olabilmişimdir, en azından benim yaptığım kadar panik yapmazsınız :)) Ben planlı olmayı sevdiğim için herşeyin kusursuz olmasını istiyordum ve baya panik yaptım. Bu arada, daha önceki tecrübelerine dayanarak sakin olmam için uğraşan ve herşeyin güzel gideceğini söyleyip beni rahatlatan sevgili Salıncaktaikikişive Z Fashion'a buradan sevgilerimi ve öpücüklerimi gönderiyorum :)))) Çok teşekkür ederim kızlar :)

12 Eylül 2009 Cumartesi

ABD Turist Vizesi İçin

Bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletleri'ne 10 yıllık turist vizesi aldım geçenlerde ve siz şu an bu yazıyı okurken ben gezip tozmakla meşgulüm :)

Vize müracat öncesinde, oldukça panik ve planlı bir kişilik olduğum için internette bol kapsamlı bir kaynak aradım, fakat bölük pörçük buldum. Bu yazıda göçmen olmayan vize için gerekli tüm bilgileri vermeye çalışacağım, umarım birilerinin işine yarar :)

ABD'ye gitme fikrini aklınıza koydunuz, ilk olarak ne yapmalısınız? Vizeniz varsa tarihlere dikkat edin! Pasaport tarihiniz geçmişse bir güzel gidin en az 1 senelik tarihi uzatın, ABD eski vize için gidiş tarihinizden sonra 6 ay daha geçerli olmasını istiyor.

Evliyseniz ve benim gibi soyadı değişip de pasaportu yeniletmediyseniz, ayrıca pasaportta bol boş sayfa varsa tekrar para verip yeni bir pasaport almanız gerekmiyor, açıklamalar sayfasına işleyiveriyorlar yeni soyadınızı ve kütüğünüzü...

Pasaport yenilendi! Şimdi sıra ABD konsolosluğundan görüşme için gün almaya geldi. Burada dikkat etmeniz gereken konu, gitmek istediğiniz tarihten en az 6-8 hafta önce başvuru yapmanız. Günler belli olmuyor ve uzak bir tarihe verebiliyorlar! Ben 1 ay sonrasına alabilmiştim mesela.

Randevu almak için bir PIN numarasına ihtiyacınız var! Bu işlemin ücreti 20 amerikan doları... Ya direk telefon hattını arayıp kredi kartı bilginizi verip anında randevu tarihini alacaksınız ya da İş Bankası'na gidip 20 dolar ya da miktarı kadar türk lirasını yatırıp size verecekleri PIN numarasını alacaksınız. Bankadan halletmek isterseniz ertesi gün devreye giriyor PIN numarası! Yani 1 gün kaybedersiniz, ben kredi kartından hallettim, anında randevu tarihini aldım...

PIN numaranız elinizde!

Vize bilgi servisini ( 0212-340-4444 ) bir kez aradığınızda dikkat etmeniz gereken şey bugün içerisinde bir tarih belirlemek zorundasınız! Diyelim tarih size uymadı, telefonu kapattınız, ertesi gün tarihi değiştirmek istediniz, yeni bir PIN numarasına yani yeniden 20 dolara ihtiyacınız var!! Karşınıza çıkan görevli çok nazik, size elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor, sorularınıza cevap veriyor ve mülakat tarihinizi belirliyor.

Gününüzü de aldınız... Diyelim 1 ay vaktiniz var... Şimdi bir Fortis bankasına gidiyorsunuz ve 131 dolar yatırıyorsunuz. Dekontunuzu alıp mülakatta sunacağınız diğer evrakları koyacağınız dosyanın içine yerleştiriyorsunuz. Benim gibi türk lirası yatırmaya kalkarsanız, banka önce euroya çeviriyor sonra da dolara :(

Gidin bir fotoğraf çektirin... 5×5 boyutlarında ABD vizesi için özel çekilmiş 1 adet fotoğraf. Arka fon beyaz, ağız kapalı, güneş gözlüksüz, baş açık, gülmeden çekilmiş, iki kulak görünür ve baş fotoğrafın %50 sini kapsayacak şekilde. Bu fotoğraf DS 156 ya zımbalanacak.

Şimdi evraklara geldi sıra! İlk önce herkes DS 156 formunu dolduracak. Bunun hakkında detaylı bilgiyi Amerika Konsolosluk sayfasında bulabilirsiniz. Eğer erkekseniz DS 157 de giriyor işin içine! Eşiniz ya da çocuğunuzla gidecekseniz DS 158'i de dolduracaksınız... Bu formlar konsolosluk sayfasında var, internetten dolduruyorsunuz. Türkçe karakter kullanmıyorsunuz, soruları cevaplıyorsunuz. DS 156 toplam 3 sayfa, 2 sayfasını dolduruyorsunuz, 3. sayfayı konsolosluk dolduracak. Formu doldurduğunuzda yazıcıdan hemen print ediyorsunuz 3 sayfayı da... Yazıcısı olan bir bilgisayarda doldurun! DS 156 formunda bir barkod numarası var, siz formu bastırıyorsunuz, gereken yeri imzalıyorsunuz, evraklarınızın arasına koyuyorsunuz. Konsolosluk formu alıp barkod numarasını bilgisayara okutuyor, bu sayede bilgileriniz hemen onların sistemlerine giriyor. Bu yüzden son sayfada çıkan barkodun yamuk çıkmadığından emin olun!!! Yamuk mu çıktı? Panik yok, form doldurmak serbest, bir kere daha doldurabilirsiniz...

Asıl belgeleriniz tamam!

- Pasaportunuz
- Uygun fotoğrafınız
- 131 doları ödediğinize dair dekont
- DS 156 formunuz ( erkekseniz DS 157'yi de dolduracaksınız, eşiniz veya çocuğunuzla gidecekseniz DS 158'i de ekleyeceksiniz)

Şimdi sıra diğer destekleyici belgelerde!

Konsolosluk sizin ülkenize geri dönüp dönmeyeceğinizi merak ediyor... Bu yüzden sizden ailenizle ilgili bilgiler ve bağlarınızı göstermenizi istiyor... Çalışıyor musun, evli misin, ailen ne yapıyor, bankada paran var mı, tapu, araba, evlenme cüzdanı, uçak rezervasyonu, davetiye, şirketle ilgili belgeler, tüm bunları görmek isteyebilirler... Tüm bu gerekli evrakları şuradan öğrenebilirsiniz!!

Evraklarınızı da tamamlayıp bir güzel yerleştirdiniz dosyanıza :) Sıra mülakat tarihine geldi! Yarın da bu konuyu iyice anlatacağım!

31 Ağustos 2009 Pazartesi



Geri geldim :) Hem de güzel bir değişikle! Saçlarım kendine geldi :)

Geçen hafta çok karışık geçti... Sevgili kocanın ayağı hala tam iyileşmedi, ağrı yapıyor... Cuma günü ben gözümdeki kisti aldırdım ameliyatla... Anlayacağınız hastalıktan başımızı kaldıramadık!!! Ebvatam taktım nazar boncuğumu :))

Öncelikle çok teşekkür ederim iyi dilekleriniz için! Mutlu ettiniz beni... Bir de lütfen lütfen gözünüzde arpacık çıkarsa bırakın tam çıksın, engellemeyin! Ben engel oldum, kiste dönüştü... Gerçek anlamda bir ameliyat geçirdim, sol göz kapağım içeriden kesildi, morarma ve şişlik cabası!

Fotoğrafta yeni beni görüyorsunuz :)) Caramel'i nasıl hayal ederdiniz :)

Gözlükle sakladım ameliyatlı gözümü lakin çok çirkin, şiş ve kırmızı mor... Günden güne geçiyor... Kendimi berbat hissederken yeni bir görünüşe ihtiyacım vardı, gittim kuaföre... Çikolata kahvesi boya, güzel bir kesim, yandan perçemler ve okkalı bir bakım yaptırdım saçlarıma :) Beğendiniz mi ? Makyaj yapmıyorum bugünlerde, çünkü temizleyemem, gözüme su değdirmemem lazım. Sizin şerefinize Mac Viva Glam ruj sürüverdim.

* Bu arada ameliyatın ertesi günü, o berbat gözle koşturdum bizim blogger kızların yanına! Güzel bir cumartesi geçirdik hep birlikte... Yeni arkadaşlar da tanımak ne güzel!

* Cumartesi akşamı dostlarımızı evde ağırladık, gecenin 2'sinde Bostancı'da kokoreç yemeğe gittik, hızımızı alamadık bastık Abant'a gittik 5 kişi :))) Gün doğumunu izleyip, kahvaltı yaptık. Öğlen 12'de evimize gelip kafayı vurduk yattık akşama kadar! Evet bu gözle hiç rahat olmadı, baya zorlandım.

* Şöyle bir okudum da yaptıklarımı, ne gezenti hatunum :))

* Bu hafta Nars Portofino multiple stick delisi oldum. Çok pratik ohhh...

*9 gün sonra New York'tayım kısmetse, şimdiden size yazı hazırlamaya çalışıyorum.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Pigment Pressleme


Daha önceki resimlerden hatırlarsınız, benim baya yüklü bir Mac pigment sample koleksiyonum vardı. İtiraf etmek gerekirse, ben bu pigmentleri açıp tozutup kullanmaya üşeniyorum :) Onlar aklıma bile gelmiyor makyaj yaparken, hep hazır farlara yöneliyorum. Hal böyle olunca, çoktandır bu işe kafa yormaya başladım. En büyük korkum elime yüzüme bulaştırıp caanım pigmentlerimi ziyan etmekti. Birkaç blogda bu işin o kadar zor bir iş olmadığını, yapa yapa usta olunacağını hatmettikten sonra işe koyuldum. Dün akşamüstü başladım, birkaç saat sürdü.

Genelde insanlar internetten pan ısmarlayıp pigment presliyorlar. Ve bence çok güzel oluyor ortaya çıkan sonuç. Fakat ben onlarla uğraşmak istemedim. Bu yüzden gittim bir 1 tlciye, birkaç tane ucuz far paleti aldım. Bir güzel içlerini temizledim, gayet steril hale getirdim.

Gözlerim mikrop kaptığında eczaneden aldığım ve göz kalemlerimi fln temizlemek için kullandığım %70 alkol presleme işimi rahatlıkla gördü. Alkolu damlatmak için damlalık, bollll bolll kağıt mendil, masanın üstüne serili gazete kağıtları, çay kaşığı fln derken çıkan dağınıklığı tahmin edin lütfen :)) Napalım ilk defa yaptık, bir dahakinde tecrübeli olacağım! Bu yüzden yapım aşaması fotosu çekmedim, zira foto çekip koysaydım bu işi becermek isteyenler korkup vazgeçerdi :))

Gördüğünüz üzere gayet güzel becerdim :) Fazla gelenleri ikişer üçer koymuşum o hırsla, bazı yerleri de boş bırakmışım :) Sonra telafi ederim, aceleyle bu kadar oluyor...

Soldan ikinci satırdaki 2 platinyum pigment boş gibi görünüyor :) Bir de ben diğer insanlar gibi üzeri desenli olsun, dokuyu yakalayayım olaylarına hiç girmedim, dümdüz peçeteyle bastırdım valla. İşimi görüyor mu görüyor :) Zaten sürünce bozulmayacak mı?

Valla 1 gece bekledikten sonra gayet güzel kullanılıyorlar, hatta kadife gibi oldular maşallahh! Söylemeliyim ki hiç de benim korktuğum kadar yokmuş! Eliniz alışınca gayet güzel gidiyor. Ben iyi ki yapmışım diyorum şimdi, çünkü çekmecede dokunulmadan duracağına en azından burada hazır bekliyor benim güzel pigmentlerim. Bir bu kadar pigment daha var preslenmeyi bekleyen :)

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Chakra


Chakra'yı biliyor musunuz? Bilmiyorsanız bence çok şey kaçırıyorsunuz... Chakra ürünleri, İstanbul, Ankara, Samsun, Bursa, Mersin ve Lefkoşa gibi şehirlerde büyük alışveriş mağazalarında satılıyor. Bu mağazalarda farklı renk ve modellerdeki havlu-bornoz koleksiyonları, nevresim takımları, banyo kozmetiği (SPA) koleksiyonu ve ev aksesuarları bulabilirsiniz...


Tamamen doğal bambu lifleri kullabılarak üretilen havlular, bornozlar, yatak örtüleri, nevresim takımları beni benden alıyor şahsen. Hatta çeyizimde en sevdiklerim Chakra havlulardı. Bu havluların bir özelliği ilk kullanımdan önce yıkamanız! Böylece bundan sonraki kullanımlarda çok daha yumuşak oluyor, her yıkadığınızda bu yumuşaklık artıyor :) Yaşlandıkça güzelleşen kadınlar gibi :))

Bu ürünlerin yanı sıra taş biçiminde sabunlar, dekorasyon için kurutulmuş kozalak, çiçek gibi objeler, kremler, duş jelleri, tütsüler, oda tütsü yağları, peeling eldivenleri, banyo süngerleri ve keselerden seçim yapın yapabilirseniz :)

Geçen hafta, sezon indiriminin üstüne Turkcell indirimi de eklenince fırsatı değerlendirdim ben de... Eşime ve bana yumuuuşaacıkkk yedek bornoz ve aşağıdaki güzellikler...

Likit sabun ve duş jeli Green Tea aromalı. Ben genelde böle fresh fresh kokuları sevmem, yeşil çay, okaliptüs fln... Ama bu gerçekten çok güzel kokuyor. Üstelik gramajı fazla ve yanında pompalarını da veriyorlar. Birkaç çeşit daha vardı. Ben yeşil çayı çok çok beğendim. Aklımda oda için tütsü yağları var şimdi de.. Siz de bir bakın derim...


12 Mayıs 2009 Salı

Haftanin Hosluklari

Neredeyse 1 ay olacak yahu haftanın hoşluklarını yazmayalı..Hemen hızlı hızlı geçelim...

*En en en güzel hoşluk yeni, sıfır, bembeyaz gelin arabam :)) Nihayet pazartesi akşamüstü elime geçti, kendisine FİFİ ismini verdim... Niye FİFİ çünkü plakamız FF... Maşallah nazar değmesin, Allah kaza bela vermesin tü tü tü...

Mesela eski arabamın adı da Asuman'dı, çünkü beni her yolda bırakışında ''O oww oo oww ne kadar ayıpp, oo ooww oo ooww naaptın Asuman'' diye şarkı söylüyordum :))

*Arabamdaki cdçalarımda USB kullanabilmem! Bu nasıl güzel birşeymiş ya, evde hazırla hopp arabada dinle... Çağın gerisinden geliyorum sanırım?

*Mac Prep prime 50.. Ben memnun kaldım ama o nasıl fiyattır öyle? 30 ml 75 lira. Çok fazla çok...
*Geçen pazar ailem ve sevgili nikah şahitlerimizle Fenerbahçe parkı...
*Cumartesi Ebvatam, Tinky ve Derya ile Taksim... Uzun zamandır ihtiyacım vardı böyle bir öğleden sonraya. Teşekkürler kızlar!
*Yeni parfümüm Covet Pure Bloom. Kokusuna bayıldım resmen! Sarah Jessica Parker işini biliyor..
*Nars Balancing Foam Cleanser... Bayıldım, nasıl güzel temizledi ferah ferah...İyi ki almışım.
*Evde geçen günlerim.. Henüz sıkılmış değilim! Nete bakıyorum, kitaplarımı okuyorum, dizilerimi izliyorum, henüz film izlemeye başlamadım. Ev işi yapıyorum ohh.. Aklımda kışlıkları kaldırmak var, bir an önce gardrobumu rahatlatmam lazım.

*Behlül'e hala gülmekteyiz sevgili kocayla :)) Ya abicim o nasıl cilveleşmektir kızı cıbıldak görünce ahahah aklıma geldikçe hala gülüyorum... Olm Behlüllll kendine gel lam, ayıptır, yakışıyor mu senin gibi çapkın delikanlıya bu aşk meşk, fantazi kurma işleri ???

*Yok bana kesin birşeyler oluyor, günün her dakikası durmadan Justin Timberlake dinliyorum?! Hem de yine geriden takip ediyorum ehehe Sexy Back şarkısını yeni keşfettim! O derece ilgilenmiyordum bu herifle...

* O diil de, hayatımda daha önce hiç Victoria's Secret defilesi seyretmemişim yahu.. Öyle denk geldim geçen.. Onlar nasıl insanlar yarabbim? Hayır onlar insansa biz neyiz?

*Anneler Günü'nde babamın bana da aldığı tek kırmızı gül :) Çok mutlu oldum çok...

*Flormar 85 numara oje...Manikürcüm sağolsun, çok hoşuma gitti.

*Tupperware'lerime her ay yenileri ekleniyor. Biri bu saadet zincirimizi durdursun!

*Saçlarımda dipler çıkmıştı, gittim boyattım kahveye, ohh miss...

*Ayşe Aydın'dan ''Anneee!Anne oluyorum!'' adlı kitap... Benim için gerçekten moral verici bir kitap olmuş, okurken hep içimden uzanıp yanaklarından öpüp sarılmak geldi...

*Kivi..He yaa bildiğimiz kivi... Şu ara nasıl zevkle yiyorum hayret bişi :S Bir de muşmula...

*Son kez spora yazılıyorum :) Ee bu sefer de kaçmıyım bi zahmet, hem ev kadını hem spordan kaçıyor, yuhhh :S

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Arzu Nesneleri


Hali hazırda 3 parfümüm mevcut: Coco Mademoiselle, Miracle Forever ve Covet Pure Bloom... Ki bir sonraki yazımda onlardan bahsedicem... Ama elimdekiler azalıp, bir de indirim bulursam birkaç ay sonra mutlaka bu güzelliklerden almak istiyorum... İstiyorum istiyorum istiyorummmm :))

Öncelikle söylemem gerek ki, Sarah Jessica Parker gerçekten başarılı bir iş kadını! Yaptığı tüm işler gerçekten büyük başarı elde etti. Öyle ki ben bu kadının tüm kokularını gerçekten sevdim... Özellikle yeni aldığım Covet Pure Bloom'un yanı sıra Covet, Lovely ve Endless çok hoşuma gitti.



Kız kardeşim sayesinde keşfettiğim Aqualina Pink Sugar... Herkesin sevmeyeceği ve özellikle herkesin taşıyamayacağı bir koku. Öyle şekerli bir koku ki, fazla terleyen bir insan bence hakkıyla taşıyamaz bu kokuyu. Terleyen bir insanda bu kokunun ne hale gelebileceğini düşünmek bile istemiyorum... Böyle düşünmemin sebebi, ben terlemem :) Aslında sağlıksız bir olay tabii, keşke toksinlerimi atabilsem ama ben kolay kolay terlemem maalesef. En azından ne yaparsam yapayım kokmuyorum :)) Ne diyordumm, evet ben bu kokuya bayılıyorumm. Ama son zamanlarda hiçbir Sevil'de bulamadım...

 Geçen hafta sonu ilk defa Harvey Nichols'ta kokladım Vera Wang Princess parfümünü.. Tatlı, şekerli ve çiçek kokularına karşı zaafım olduğu için hemen dikkatimi çekti. Neyse ki birkaç tane testerını verdiler de bir süre idare edicem :)

Yine geçen hafta sonu Harvey Nichols'ta rastladım ilk defa FlowerBomb parfümüne. Mağazadan çıktıktan sonra bileğimi kaç kere kokladığımı bilemiyorum, gerçekten çok başarılı bir koku...